RİDA

KIRAŞI

Kapsayıcılık

April 20, 2020

Somatik Deneyimleme eğitiminin 2. senesindeyim.

Bugüne kadar 'duyguların içinde kaybolmak', 'anla arama bir duvar girdi gibi olmak' 'kopmak' gibi gri bir bulutu tarif edercesine hislerim ve durumlar KAPSAYICILIK olarak bir başlık altında toplandı.

Hem rahatladım, hem de kapsayamama, kapsanmamışlıklarım ile yüzleştim. 

Ne demek kapsa(n)mak?
Mesela anne rahmi ilk kapsandığımız yer. Annenin rahminde tüm ihtiyaçlar karşılanıyor, bebek güvende, ekmek elden su gölden yaşıyor huzur içinde eğer çok anormal bir durum yoksa. Sonra doğuyoruz. Soğuk, ışıklı, ses dolu bir ortama. 

(Hiç doğumun nasıl hissettirdiğini düşündün ya da hayal ettin mi? Müthiş bir meditasyon konusu.) 

O güne kadar bizi kapsayan ideal sıcaklıktaki suyun yerini soğuk hava ve eller alıyor. Yer çekimine maruz kalıyoruz. 

Kocaman bir dünyaya doğuyor, adeta cennetten yer yüzüne düşüyoruz. Hem de acı dolu bir yoldan geçerek. 

Anne orada bizi tutarsa, beslerse, bakarsa, kollarsa, aynalarsa, güvende hissettirirse kapsanıyoruz. 

Büyürken de sinir sistemimiz henüz tam gelişmediği için zor durum, duygu ve olaylar karşısında bakım verenin bizim bu zor durumlarla baş etmemize yardımcı olmak adına bizi kapsaması, adeta rahmin içerisindeymiş gibi rahatlatması yani regüle etmesi gerekiyor. 

Bu olunca ne öğreniyoruz? Kendimi öfkeli hissetsem de bu olabilir, sakinleşebilirim.

Kaygılandım, fiziksel bir rahatsızlığım var, ancak geçti ve artık güvendeyim gibi gibi... 

Bu halde büyüyen bir bebek ilerde kendi duygularını, düşüncelerini kapsayabildiği gibi başkalarının zor duygularına kapılmadan, onları üzerine ve içine almadan kapsayabiliyor ve sindiriyor diye öğrendik. 

Veeeeee hepsi bende Dali'nin ağlamasında bir anda çarpmaya başlayan kalbim, ortaya çıkan yetersizlik hissim ve nereden geldiğini anlamadığım susturma isteğim ile ortaya saçıldı. 

Başkasında tahammül edemediğimiz her şeyin bizde açık bir yara olduğunu biliyordum, ancak kendi ağlamalarımın yatıştırılamayışı, bebekken bazen kapsanmamış olduğum gerçeğinin anne olduktan sonra yüzüme sert bir tokat gibi inmesine hazır değildim. 
Zaten dünyanın en zor şeyi annelik, deli gibi uykusuzken sürekli anlamlı ve mantıklı hareket etmeye çalışmak gibi. Düşün ki her gün 5 şişe şarap içiyorsun ve sarhoş geziyorsun ve yine de hayatını devam ettirmeye çalışmanın yanısıra bir de ebeveynlik yapıyorsun. 
Adeta survivor. Ama gerçeğinden. 

Ve en başta bahsettiğim duyguların içinde kaybolmanın, aslında duygularımı ve duyumsamalarımı tam anlamı ile kapsayamadığım gerçeği ile yüzleştikten sonra hem kendimi, hem bebeğimi, hem geçmişte ham kalan duygularımı kapsamaya çalışmaya başladım. 

Şimdi bir insana öğretilecek en iyi şeyin kendi durum, hal ve duygularını kapsayabileceği, kapsayamadığı durumda bunu farkedip destek isteyeceği olduğunu düşünüyorum. Keşke zamanında bizimkiler de bana 'Her duygu geçer, içinde kalacak kadar güvendesin bedeninde' diyip bunu benimle deneyimselermiş, hayatım bugüne kadar epey kolaylaşırmış :) 

Oğlum kendinin her zerresini kabul edip yine de sevince ebeveynlik görevim sona erecek. 

O zamana kadar kapsa babam kapsa. 

 

 

 

Please reload