RİDA

KIRAŞI

Mutluluk

March 13, 2018

Dönüp dönüp kendi içimde vardığım konu hayattan beklenti ve mutluluk. 

O kadar derine işlemiş bir program ki bende 'Hayat mutlu olmak için yaşanır ve eğer mutlu olamıyorsan hem başarısızsın, hem de hayatını boşa harcıyorsun!' programı...

Ohhoooo ne hayatlar, ne karmalar, ne çocukluk anıları, neler neler bu kalıba boya badana cila yapmış. 
Bugüne kadar hocalarımla kendim için 990 tane seans yaptıysam, bir çoğunun vardığı yer bu beklenti oldu. 

Tüm bu yolculuk 'istediğim' (!) yere tam varamamış olmama rağmen ana yoldan sapılan mini yollar faydalı dersler kattı bana. 
Mesela, hayatta dairesel ya da lineer bir yolda yürümediğimizi bütün hücrelerimle öğrendim ve bu yüzden 'yine mi aynı konuya vardık, değişmiyor abi değişmiyor!' isyanlarım yok.

Hayatın spiral döngülerde yaşandığını düşünüyorum artık, aynı konuya tekrar varmış görünsek bile 'üstten' baktığımızda, kamerayı yana çevirince aslında farklı düzlemde aynı görünen bir daire içindeki spiralde hareket ettiğimi görüyorum. 
Geçmişte aynı durumu yaşayan ben ile şu anki ben farklıysam durum aynı olamaz ile büyük bir rahatlama geldi bana ama konumuz bu değil. 

Konumuz hayatın bizi mutlu etmek zorunda olmadığı.

Konumuz etrafımızdaki insanların, ülkenin, durumların, sevgililerin, sevdiklerimizin de bizi mutlu etmek zorunda olmadığı. 

Hatta konumuz, mutluluk ve mutsuzluk kavramını şart ve koşullara bağladığımız sürece aslında kendimize hayalkırıklığı ve acı yarattığımız.

Bizi mutlu eden şeyler elimizden alındığında mutsuz oluyorsak kendi halimizi ve varoluşumuzu başkalarının eline ve gücüne teslim ediyoruz demektir. 'E yani o kadar insan ölürken, hayvanlar işkence görürken ve adaletsizlik kol gezerken ben mutlu mu olacağım?!' girebilir devreye. Mutluluk olunan bir hal ise bir an olabilir, sonra olmayabilir ve günün sonunda kendimi dengesiz olarak etiketleyebilirim, değil mi?
Etrafımdaki çevre, Vedanta iliminin söylediği gibi 9 beden katmanımdan birini oluşturuyorsa orada olan beni de etkiler. 
Etkilenmek ile tam olarak içine girmek, etkinlenmek ile mutsuzlaşmak farklı kavramlar. 
Halden hale geçen zihin ve duygusal bedeni arkada izleyen bilinci meditasyon dışında da aktif tutmayı alışkanlık haline getirirsem, haller, şartlar, durumlar değişirken tüm akış ve gidişat ile bağlantıdaki gözlemcim uyanık olduğu için derinde rahatsız olmam. 

Yogananda'nın Bir Yogi'nin Otobiyografisi kitabında bahsedilen hocasının 'aydınlanma'yı tanımlamasının 'Beni artık hiç bir şey rahatsız edemez' olması bu sebeple beynime kazındı. 

Gerçekten de hayat içinde olay durum ve kişilerden bağımsız arka plandaki tanığın doğal hali olan sessizlik, dinginlik, barış ve huzurla bağlantıda olursam bütün bu 'erdemleri' dışardan edinmem, içerden yayılır. 

Ve belki de bir gün hiç bir şey rahatsız etmez. 

Burada da meditasyon devreye giriyor. Meditasyon da aynı yoga gibi bilinçli bir şekilde kendine bakma, kendini tanıma ve hayatın içerisine akıtacak bilgeliği hatırlama yeri. Asanaları yaparken mat üzerinde kendimize tavrımız nasıl hayattaki tavrımızın bir yansıması ve oradaki değişiklik hayata yansıyor (herhalde hiç düzenli ve farkında yoga yapan bir insan hayatının daha olumsuzlaştığını söylememiştir ya da ben duymadım) meditasyonda kendi kendimizle kaldığımızdaki tavrımız da hayatı yaşarken hatırlanacak büyüler gibi cebimizde ve bilincimizde kalıyor. 

Daha güzel bir yolculuk olabilir mi... 

Karşıma bununla ilgili aşağıdaki konuşma çıktı ve etkinlendim. 

Bugünün nasıl geçiyor? Neden iyi ya da kötü geçiyor?
Yarınının nasıl geçmesini istersin? sorularının basitliği ve çarpıcılığı etkiledi. 
Hakikaten, her gününün 'iyi bir gün gibi' geçmesinin önündeki koşul ya da engel nedir?
 

 

 

deneyelim. 

Please reload