RİDA

KIRAŞI

Kıyas

Kıyaslama, zihnin en büyük zehirlerinden biri gibi.

Çocukluğumuzdan beri notlarımız, fiziksel becerilerimiz, görünüşümüz hep kıyaslandı ve bilinçaltımız buna göre programlandı. Otantik bir şekilde bir birey olmak ve herkese de istediği gibi olma hakkını vermek gibi bir kavram eğitim sisteminde yer almadığı gibi ailelerde de çocuklara verilemedi.

Kıyas, yarış, yetersizlik korkusu ve kendini, dolayısı ile insanları ve çevreyi sevememe hali içinde bulunan insanlar olarak dünyada mutluluğu deneyimlemeye çalışır hale geldik.

Takip ettiğim Gabrielle Bernstein'in bir meditasyonunda şöyle bir soru vardı: "Kendini gün içinde kiminle ve ne kadar kıyasladığının farkında mısın?".

Gerçekten bildiklerimi unutmayı niyet ederek bir kaç gün kendimi gözlemleyip not aldığımda inanamamıştım.

Otomatik olarak gelişen bir sistem yakaladım içimde, "daha"ları kendince hesaplayan, konuşan, bazen aşırı öven, bazen aşağılayan, günün sonunda yetersiz ya da aşırı yeterli iluzyonları arasında dönüp dolaştıran bir sistem.

Kıyas üzerine kendini üstün konumlamak da, kendini aşağıda görmek kadar kendini sevmeme ve kendini kabul etmeme belirtisi.

Khrishnamurti'nin dediği gibi kıyasın gerçekten bir insanin zihninde bitebilmesi için, tüm varlığı ile kendi otantikliğini farketmesi ve aynı otantikliğin dünyada yer alan her bir insanda da olduğunu görebilmesi gerekiyor.

"Kendi otantikliğime sahip çıksam ve kendime olduğum gibi olma izni versem, herkesin de bu hakka sahip olduğuna tüm kalbimle inansaydım, hayatım nasıl değişirdi?" sorusu ve imgelemesi ile bir bakmalı duygulara.

Bende çok işe yaramıştı.

Geçende 12 yaşındaki kuzenimle telefonda konuştum ve gerçekten üzüldüm.

"Nasılsın" dedim. "Çok iyiyim çünkü Fransızca'dan 96 aldım ve Seza (sınıfın en çalışkan kızı) 83 aldı" dedi.

Sesindeki hırsa mı, benden almaya çalıştığı onaya mı, Seza'nın karşısında hissettiği yetersizliğe mi daha çok üzüldüm o an ayırt edemedim. Şaşkınlık kokteyli gibiydi.

"Kendini iyi hissetmene sevindim ama benim yaşıma geldiğinde bu notların hiç bir öneminin olmadığını, ne kadar kendinden memnun olduğunun önemi olduğunu göreceksin" dedim aslında kendi kendime konuştuğumu farkederek ve sordum, "Mutlu musun, nasılsın?"

"Bilmiyorum, heralde mutluyum" dedi.

Tüm eğitim sistemini değiştiren ve derslerin hepsini kaldıran Finliler'in dünyayı yönetmesini diledim o an.

Umarım bir gün olur.