RİDA

KIRAŞI

Ilahi Adalet

November 21, 2016

 

Zihnimin adalet kavramı ile evrenin adalet kavramının farklılığı, beynimin ufacıklığını farketmem açısından bende her zaman şaşkınlık uyandırıyor.

Seneler önce şifa veren insanların ciddi hastalıklara yakalanmaları zihnimde konuyla ilgili ilk mavi ekrana sebep oldu.
Sanki onlar iyilik yaptıkları için ödüllendirilmeli ve hastalanmamalıydılar benim ilahi adalet kavramıma göre.

(Çok da genç değildim buna körü körüne inanırken :)

Bir şifacımı hastalık sebebi ile kaybetmem, ikinci büyük mavi ekran ve işletim sistemindeki aksaklığa beni soktu.

Son olarak 3 gün önce izlediğim bir belgeselde Micheal Faraday'in başına gelenleri öğrendikten sonra ise bir rahatladım.

Oh be dedim. Anlamayamayacağıma teslim olup (kendimi ne sanıyorduysam) delirmiş gibi gülmeye başladım.

Micheal Faraday'e "adil" olmuyor gibi görünen ilahı adalet bize mi adil olmak zorundaydı?

Hem adalet kime göre neye göre oluyordu ki?

İlahi adaleti bile kendi kafamda tartarken zihnimi ilahileştirdiğim yetmiyormuş gibi Tanrıcılık oynadığımı farkedip bir tokat yedim.

Kendini çok ciddiye alma alarmı...

 

Micheal Faraday, İngiliz bir bilim adamı.

Ufacıkken R'leri söyleyemediği için öğretmeni tarafından kendisi ile alay edildiğini düşündüğü için sopa ile dövüldükten sonra okula bir daha gitmemiş bir adam.

Bir kitapçıda cilt ustası olarak çalışırken kendi kendini eğitiyor ve en büyük merakı olan elektrik ve elektromanyetik alanlar hakkında okumadığı şey kalmıyor.

Ta ki bir gün "şans eseri" bir müşterisi, Humphry Davy isimli bir bilimadamının o zaman halkı eğlendirmek için yaptığı elektriğin kullanıldığı gösteriye bir bilet veriyor.

Bütün gösterinin akışını, bilgileri ve çizimlerini not alan Micheal, bunu bir kitap haline getirip dikkatini çekmek için Humphry Davy'nin evine bırakıyor.

"Şans eseri" Davy bir süre sonra bir deney sırasında gözlerini geçici bir süreliğine kaybedince bu genci asistan olarak çağırmak zorunda kalıyor.

Ve Faraday Kraliyet Bilim Enstitüsüne girmiş oluyor. 

Davy elektromanyetizmayı ve elektronları kullanarak dünyanın ilk dinamosunu icat ettiğinde insanlığa çok büyük bir hizmet etmişken, hiç anlamadığı optik mercekleri Bavyeralı ustalar gibi yapma araştırması için yer altında bir cam atolyesine 4 seneliğine gönderiliyor.

Büyük bir başarı elde etmiş adam, 4 sene hiç bir gelişme kaydedemediği için depresyona giriyor ve 4 senenin sonunda Enstitüye elinde en son yap(a)madığı cam bir tuğla hatırası ile dönüyor.

Seneler sonra depresyon, demans ve melankoli pençesinde yazdıklarını unuturken, ışığın elektromanyetik alanlara etkisi ile ilgili bir deney yaparken 200'den fazla element deniyor ve hiç birinde bir değişiklik olmuyor. Başarısızlık 2392.

Hayalkırıklığı ile en son çare o boşuna harcanmış yıllarının eseri olan cam tuğlayı deniyor ve bingo!

Faraday etkisi olarak fiziğe geçen bu buluş başka bilim adamlarının ilerletmesi ile onların Nobel kazanmalarını sağlıyor.

 

İnsanlığa bu kadar hizmeti olan bir bilim adamının ağır unutkanlık, depresyonlar mücadele etmesi, birlikte çalıştığı insanlar tarafından eğitimsiz olduğu için alay edilmesi vs. ilahi olarak adil görünmese de zihnimde, insanlar olarak yaptıklarımız ya da başardıklarımız sonucunda kendimizi ne kadar da çok ciddiye aldığımız sonucuna vardım.

4 senesi boşuna harcanmış ve başarısız olunmuş gibi görünen bir çalışmanın hatırası, en büyük buluş günü geldiğinde en büyük katkıyı yapan unsur haline gelebiliyor... Kollektif bilinç gözünden bu, ilahi adaletin başka ve bizim asla anlamaya kapasitemizin yetmeyeceği bir prensipte çalıştığını hissettirdi bana. Aynı zamanda da insan bedeninde hiç bir aksiyonun ya da deneyimin boşa gitmediğinin bir kanıtı gibi. Boşa giden zaman ne de sıkıntı duyduğumuz bir şey oysa...

Kendi hayatlarımızın belgeselini de izlesek kötü ve dramatik görünen olayların evrensel zekada neye karşılık geldiğini görebilir miydik acaba?
Olay benim için dönüp dolaşıp düzenin kendisine, kollektif bilince güvenmeye ve teslimiyete varıyor.

Varoluşunu ve deneyimlerini analiz edip sorgulamayan bir aslan, serçe, çınar ağacı gibi. Sadece olan ve var olarak katkı sağlayan.

Hiç bir yaptığımızın ve acı da olsa yaşadığımız hiç bir deneyimin boşa gitmediğini ve kollektif bilince bir katkı sağladığını tüm hücrelerimizde hissetseydik eğer, hayatı daha hafif yaşayabilmez miydik?
Günümün meditasyon konusu bu oldu.

Ruhuna sağlık Sir Faraday.

 

 

 

 

 

Please reload