RİDA

KIRAŞI

Karma


Bir süredir insanlığın karanlığı üzerine düşünüyor ve çalışıyorum, kendiminki dahil olmak üzere. Aklımda ve gözümün önünde hep "keşif" uğruna öldürülen, bilerek üzerlerine hastalık salınan kabileler var.

Modern dünyanın "kaşifleri" fetihlerinde dünyaya ve kitaplara isimlerini kazıma peşindeyken, yani kabilelere savaş, açlık, ölüm, hastalık götürürken, batı kendine gördüğü bu "hak" sebebi ile kaşifler şakşaklanmış.

Batı nasıl hak görmüş kendinde diye düşündüm.

Aklını kullanma ve duygularını bastırma yetisi insanlık tarihinde bir noktadan sonra "yetenek" olmuş gibi geldi.

Duygularını geldiği gibi yaşayan ve bir batılı gibi stratejik düşünmeyen kabile ve topluluklar, alt edilmesi çok kolay saf ve salak hedefler haline gelmişler.

Ancak evrende her enerjinin Yin - Yang dengesi gibi her eylemin de bir sonucu var.

Doğaya, mülksüzlüğe, varoluşa kendilerini adayan, beyaz adamın "ilkel" olarak nitelendirdiği nice bilge kabilenin yokolmasının olay zinciri, teknoloji, içki, uyuşturucu, oyunlar, korku filmleri vs. ile içindeki kocaman boşluğu bir türlü dolduramayan ve dolduramadıkça daha da fazla tüketen kof, inançsız bir insanlık haline gelmemize sebep oldu.

Şimdilerde ise doğaya dönenler, elektiriksiz, susuz yaşayarak sadeleşmeye çalışanlanlar da başka bir denge yaratıyor.

Biz kendi ailemiz ve soyumuzdaki hikayeleri ne kadar biliyoruz? Kaçımızın ailesinde zorlamalarla din değiştirildi ve şiddetle kabul ettirildi bazı inançlar? Kaçımızın aile üyeleri ve büyükleri başkalarına haksızlık yaptı ve suç işledi? Ailemizden ve soylardan gelen hikayelerden bağımsız olduğumuzu düşünmemizin kendini ve varoluşunu büyük resimde çok önemsemek olduğunu düşünüyorum. Derken bir seansta bir danışanımdan öğreniyorum ki yaşadığımız ülkede soyağacının 2 kademeden öncesini araştırmak için mahkeme kararı gerekiyormuş...

Bu topraklarda yaşayan bizlerin bu kadar karmaşık, zaman zaman sıkışık ve kaotik haller içinde olmasına şaşmalı mı? Geçmiş silinmeye, örtülmeye çalışsa da DNA'mızda ve içimizde.

Hadi bakalım.