RİDA

KIRAŞI

Terör

March 19, 2016

Hepimizin yüreği yanıyor. 
Göz göre göre gelinen noktaya öfkeleniyoruz, masum insanların ölmesine haykırmak istiyoruz... Dışarı çıkmaktan ve sesimizi çıkarmaktan korkarak.  

Terörün kelime anlamına uygun olarak panik, huzursuz ve korku ile hayatlarımızı özgürce yaşamak yerine kısıtlanıyoruz. 

Burada "korkuyu ışığa dönüştürelim ve görmezden gelelim" yaklaşımı ile ilgili ciddi sıkıntı yaşıyorum. 

Korku nedir?
Bir an önce kurtulunması gereken bir duygu mu?

Korkusuz yaşamak mümkün mü böyle bir düzende? Hayır. Net.  
Korku, bizim hayatta kalma mekanizmamızın olmazsa olmazı. 

Eğer atalarımızda korku duygusu olmasaydı dünya üzerinde bu kadar çok insan var olamazdık ve hayatta kalamazdık.

Savaş ya da kaç tepkisinin, kortizol salınımının sebebi ve sonucu korku.  
Korku, bizi tehlikeli durumları farketmeye, kendimizi korumaya ve ona göre karar vermeye yarayan bir var oluş hali. 

Korku, zihni tamamen ele geçirip tüm karar mekanizmalarında kısa devre yarattığı zaman ise terörize olmuş oluyoruz. 

Yani korku tarafından tamamen ele geçirilmiş oluyoruz. 

Her ne kadar sigortacılık sektöründen bankaya, çoğu sömürmeye dayalı kurumsal düzenden politikaya, bir çok alanda kontrol için kullanılan en iyi araç korku olsa da (Frank Underwood'a selamlar) bunun içimizde teröre dönüşmesi merkezde olabilme ile farkedilebilecek bir seçim. 

 

Korku bir duygu olarak genelde zihnin, gelecekte gerçekleşebilme ihtimali olan bir durum karşısında fiziksel ve enerjisel bedende verdiği bir tepki.

Yani tamamen o andaysak aslında gerçek değil. 

Ancak tehlike bir gerçek. 

Aç timsahlar dolu bir nehirin içinde yüzmek, gerçek bir tehlike iken, uzaktan bir kafes içerisinde nehire bakmak korku duygusunu yaratabilir gibi. 

Bu zamanlarda tehlike ve tedbir ile korku ve yanılsama arasında seçim yapmamız, kişisel sağlığımız ve titreşimimiz için önemli. 

Korkuya kapılmadan tedbirli olmayı öğrenmemiz gereken zamanlar. 

Burada, bu topraklarda dünyaya gelmiş bizler olarak. 
Kolay gelsin hepimize. 

Please reload